Hz Musa ve Çoban...

28/7/2009 · Kategori: ask

Musa (as) bir gün giderken bir çobana rastladı. Çoban hafif yüksek sesle kendi kendine konuşuyordu:
-"Ey kerem sahibi Allah'ım neredesin ki sana kul kurban olayım. Çarığını dikeyim saçını tarayayım elbiseni yıkayım bitlerini kırayım... Yüce Rabbim sana süt ikram edeyim. Bütün keçilerim sana kurban olsun" . Hz. Musa (as):
-Kiminle konuşuyorsun? dedi. Çoban:
-"Yeri göğü yaratan Allah'ımla konuşuyorum" dedi. Musa çobanı azarladı:
-Yaptıkların yanlıştır. Allah, hâşa insan mıdır ki!... O'na bu şekilde hitap etmek doğru değildir!..." dedi.

Çoban yaptıklarından pişman olup başını alıp çöle doğru koşmaya başladı. Biraz sonra Allah azze ve celle Hz. Musa'ya şöyle hitapta bulundu:
-"Ey Mûsa senin görevin insanları benden uzaklaştırmak mı, yoksa yaklaştırmak mı? Neden o saf kulumuzu bizden ayırdın? Biz söze ve dile bakmayız. Gönüle ve hale bakarız..."

Musa çölün yolunu tutarak çobanı buldu ve müjdeyi verdi. Dilediği gibi Rabbine seslenebileceğini bildirdi... Bunun üzerine çoban şöyle dedi:
-"Ey Mûsa!... Daha önce bulunduğum cezbe hâlinden çıktım... Şimdi sözle anlatılamayacak bir hâl içindeyim..."

Yorum (yok) Yorum yaz!

Osmanlıca şiir...

21/5/2009 ·

Merdüm-i dideme bilmem ne füsun etti felek
Giryemi kıldı hun  e
şkımı füzun etti felek
Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan
Beni bir gözleri ahuya zebun etti felek


Cihan padisahi Yavuz Sultan Selim, Sam yakinina otagini kurdurarak burada üç ay kadar kalmis. Bir Türkmen kizi da, zaman zaman padisahin çadirina gelerek, otagin temizlik islerini yapar, hünkâr çadirini tertibe ve düzene sokarak siradan gündelik islerle mesgul olurmus… Yine bir sabah temizlik için geldiginde, Sultan Selimi görmüs. Türkmen güzelinin gönlü sultana, su gibi anîden akivermis gönlünü kaptimis ona.- Hani kalbin, her an bir halden baska bir hale geçmek, gibi anlamlari da vardir ya- Zamanla kalbinin içini, ince bir sizi sarmis genç kizin ve baslamis kalbi için için göynümeye.

Bir gün, gözü, hünkâr çadirinin diregine ilismis. Diregin üst kismina askin gücü ona, söyle bir satir yazma cesareti vermis:

 "Seven insan neylesin"


Yavuz Sultan Selim, otagina yatmaya gelince, birden direkteki yaziyi fark etmis," Bu da ne ola ki" diyerek uzun bir muhakemeden sonra, bir vehim ve bin endise derken… Almis eline kalemi söyle bir satir da o düsmüs ayni direkteki dizenin altina. "
 
"Hemen derdin söylesin."


Türkmen kizi, ertesi gün gelip baktiginda otagin diregine, sevincinden aglamis, o küçücük kalbi heyecandan gögsüne sigmaz olmus, yer de onun olmus âdeta gök de… Fakat koskoca cihan sultanina ilân-i askta bulunmanin, atesle oynamak, ates girdabina bilerek atlamak gibi ölümcül bir tehlikesi de varmis. "Varsin olsun bu ask, buna deger diye düsünmüs." Aldigi mesaji heyecanla hemen cevaplandirmaktan kendini alamamis ama yine de içinde bir korku kurdu varmis ki genç güzelin, yüregini her gün dis dis, burgu burgu kemiren... Askin gücü, zoru ve korkuyu nefes nefes yasayan o gencecik yüregin imdadina yetismis derhâl. Bir satir daha yazmis ayni direge
 
"Ya korkarsa neylesin"


Yavuz sultan selim, aksam, çadira döndügünde, not düstügü direkteki satir gelmis aklina. Bakmis ve okumus ki askin heyecanin ve korkunun karistigi, tezat dolu sözcüklerin bulustugu satirlar, bir mizrak gibi durmakta karsisinda. Hemen o satirin altina bir misra daha eklemis, aska yenik düsen koca padisah:


"Hiç korkmasin söylesin."

Bir askin bulusan, karmasik ve bulanik duygulari söyle dizilmis diregin üzerine:


" Seven insan neylesin Hemen derdin söylesin Ya korkarsa neylesin Hiç korkmasýn söylesin"


Sabahin olmasini sabirla beklemis padisah. Seher vakti sirdasi Hasancan'i çagirtmis, derhâl bir emir vererek:
" Biz dahi merak edip onu görmek isteriz tîz elden bu kizi huzura getirin."
Emir derhâl yerine getirilmis ki Ahu gözlü, endami hos, alimli, nazenin, ceylân gibi bir Türkmen güzeli… Hünkârin emriyle derhâl bir dügün alayi tertip edilmis. Eglenceler, yemeler içmeler… Dügünün son gecesi, sirlarla dolu bu askin bilmecesi kader-i ilâhî tarafindan çözülmüs, Çözülen bu kara baht çikinindan yayilan aci haber, saskina çevirmis herkesi, yer gök âdeta üzüntüye, mateme bogulmus. Ahu gözlü Türkmen dilberinin
"Selim" diye çarpan saf ve küçük yüregi, bu büyük cihan sultanin askindaki sirri kaldiramamis ve birden duruvermis. O çadirin diregi, bu olayin canli fakat ketum sahidi olmus asirlardir. Bu dünya hayatinda vuslat nasip olmadigi gibi o gencecik yürege, buna fani alemde bir çare de bulunamamis. Bu hazin gönül çarpilmasinin ve gönül yangininin sonunda derler ki:
" Koca hünkâr, aglamis" ve Türkmen kizina yaptirdigi mezarin mermer tasina, su dörtlügü kazdirarak, dünyaya, askin gücünün karsisindaki çaresizligini en güçlü ordulari yenen koca hünkâr söyle haykirmis:

Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek

Giryemi kildi hûn eşkimi füzûn etti felek
Sîrler pençe-i kahrimdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Bu da bir kıssa!

8/5/2009 ·

Bir kurdu avcılar fena halde sıkıştırmıştır. Kurt ormanda oraya buraya kaçmakta, ancak peşindeki avcıları bir türlü ekememektedir.Canınıkurtarmak  için deli gibi koşarken bir köylüye rastlar. Köylü elinde yabasıyla  tarlasına girmektedir. Kurt adamın önüne çöker ve yalvarmayabaşlar: 'Ey insan ne olur yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim  kalmadı, eğer sen yardım etmezsen biraz sonra yakalayıp öldürecekler.' Köylü bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı açar,kurda içine  girmesini söyler. Çuvalın ağzını bağlar, sırtına vurur ve yürümeye devam  eder. Birkaç dakika sonra da avcılara rastlar.Avcılar köylüye bu civarda bir  kurt görüp görmediğini sorarlar,köylü:'görmedim' der ve avcılar uzaklaşır. Avcılarınn iyice uzaklaştığından emin olduktan sonra köylü sırtındaki torbayı indirir, ağzını açar, kurdu dışarı  salar.'Çok teşekkür ederim' der kurt:'Bana büyük bir iyilik yaptın''Önemli değil' der köylü ve tarlasına gitmek üzere yürümeye baslar. 'Birdakika' diye seslenir kurt: Çok uzun zamandır bu avcılardan kaçıyorum,çok bitkin düştüm, açım, kuvvetimi toplamam için bir şeyler yemem lazımm ve  burada senden başka yiyecek bir şey yok.'Köylü bağırır: 'Olur mu, ben senin hayatını kurtardım.''Yapılan iyiliklerden, verilen hizmetlerden daha çabuk unutulan bir şey yoktur' der kurt.'Ben de kendi çıkarım için senin iyiliğini unutmak ve seni yemek zorundayım.'Bir süre tartıştıktan sonra, ormanda karşılarına çıkacak olan ilk üç kişiye  bu konuyu sormaya ve ona göre davranmaya karar verirler.Karşılarına önce yaşlı bir kısrak çıkar.' Ne vefası ' der kısrak,' Ben sahibime yıllarca hizmet ettim, arabasını çektim, taylar doğurdum,gezdirdim. Ve yaşlanıp bir işe yaramadığımda beni böylece kapıya kovdu... 'Bir sıfır öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe rastlarlar.'Ben hizmetin değerini bilen bir efendi görmedim' der köpek,' Yıllardır sadakatle hizmet ederim sahibime koyunlarını korurum,yabancılara saldırırım,ama o ben her gün tekmeler, sopayla vurur...' Kurt köylüye döner, 'işte gördün' der. Köylü de son bir çabayla 'Ama üç diye konuşmuştuk,birine daha soralım, sonra beni ye' diye cevap verir.Bu kez karşılarına bir tilki çıkar. Başlarından geçenleri,tartışmalarını anlatırlar. Tilki hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı için keyiflenir. 'Her şeyi anladım da' der tilki 'Bu küçücük torbaya sen nasıl sığdın ?'Kurt bir şeyler söyler, tilki inanmamış gibi yapar: 'Gözümle görmeden inanmam...'işin sonuna geldiğini düşünen kurt torbaya girer girmez, tilki köylüye işaret eder ve köylü torbanın ağzını sıkıca bağlar. Köylü eline bir taşalır  ve 'Beni yemeye kalktın ha nankör yaratık' diyerek torbanın içindeki kurdu bir  süre pataklar. Sonra tilkiye döner :'Sana minnettarım beni bu kurttan kurtardın' der. Tilki de :'Benim için bir zevkti' diye cevap verir. O an köylünün gözü tilkinin parlak  kürküne takılır, bu kürkü satarsa alacağı parayı düşünür ve hiç beklemeden  elindeki taşı kafasına vurup tilkiyi öldürür.Sonra da torbanın içindeki  kurdu ayağıyla dürter:'Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk unutulan bir şey  yokmuş...'

Yorum (2) Yorum yaz!

Hak Teala bu hali çok beğenir....

14/2/2009 ·

Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış....

Büyüğü Halil....

Küçüğü ise İbrâhim...

Halil, evli çocuklu.

İbrahim ise bekârmış...

Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...

Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş..

Bununla geçinip giderlermiş...

Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.

İkiye ayırmışlar....

İş kalmış taşımaya....

Halil, bir teklif yapmış :

İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.

Peki abi demiş İbrahim...

Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... .

O gidince, düşünmüş İbrahim:

Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine

Böyle demiş ve,

Kendi payından bir miktar atmış onunkine...

Az sonra Halil çıkagelmiş.

Haydi İbrahim...! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.

Peki abi...!

İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola..

O gidince, Halil düşünür bu defa:

Der ki:

Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.

Ama kardeşim bekâr.

O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.

Böyle düşünerek,

Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.....

Velhasıl , biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.

Bu, böyle sürüp gider.....

Ama birbirlerinden habersizdirler.

Nihayet akşam olur.

Karanlık basar.

Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.

Hatta azalmıyor bile....

Hak teala bu hali çok beğenir.

Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki ...

Günlerce taşır iki kardeş , bitiremezler.

Şaşarlar bu işe...

Aksine çoğalır buğdayları.

Dolar taşar ambarları.

Bugün 'Bereket' denilince, bu kardeşler akla gelir.
bu bereketin ad: halil ibrahim bereketidir....

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ben ben için değil, ‘Allah için’ varedilmişim,öyleys

10/2/2009 ·

Ölen yavrusunun ızdırabını bir türlü dindiremeyen ana, mezarın
başına oturmuş, feryadüfigan edip duruyordu.
Oradan geçmekte
olan Resul-ü Ekrem(asm) kadını teselli etmek istedi; herşeyin
Allah’tan geldiğini, sabretmenin icabettiğini, bu kadar feryadüfiganın
fazla olduğunu ifade buyurdu.
Başını dahi, kaldırmayan kadın çıkıştı:
“Sana ne benim halimden? Bırak beni kendi halime!” Şefkat ve
merhamet madeni Resul-ü Ekrem kadıncağıza bir şey söylemeden
ayrılıp gitti.
Sonradan teessür içinde gelen kadın, “Ya Resulallah,
zatınızı tanıyamadım, beni affedin.Yavrumuzun üzüntüsü benim
sabrımı yok etti.” dedi.Bunun üzerine Resul-ü Ekrem(asm) buyurdu:
“Sabır, musibetlerin ilk çarptığı anda lazımdır.O anda gösterilmeyen
sabrın sonra gösterilmesi istenen sabırdan değildir
.”Resul-ü Ekrem
(asm) musibetin ilk isabet ettiği anda yapılması gerekenin, meali
verilen, şu ayeti okumak olduğunu belirtmiştir:”Sabredenlere müjdele.
Onlar ki, üzerilerine bir musibet isabet ettiğinde, ‘muhakkak ki, biz
Allah içiniz, Allah’a teslim olmuşuz ve yine O’na döneceğiz.’(derler.)”

.”Ben ben için değil, ‘Allah için’ varedilmişim,
öyleyse her hal O’ndandır, her halukarda O’na döneceğim.”

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::